Bir derdim var artık

Geçen gün kafama bir şey takıldı ve moralim çok bozuldu sevgili dostlarım. Düşünüyordum düşünüyordum ama işin içinden çıkamıyordum. Ben de en iyisi Allah’ın bana bir lütfu olan, Boğaziçi Üniversitesi psikoloji mezunu, yüce insan ve kadim dostum Funda’yla konuşayım, hem lise yıllarımdan beri beni tek anlayan insan evladı o diye düşünüp hemen aradım Funda’mı. Biraz muhabbetten sonra konu bana yani o sikik derdime geldi. Günlerce bu dertle boğuştuğumdan ve bunu çözmek için kendi iç dünyamda çok yüce savaşlar verdiğimden ama bir türlü sonuca varamadığımdan falan bahsedip içimi döktüm ona. Lütfedip dinledi ve akabinde de  “Bence senin iç dünyanda güvenilir öteki yok. Bu da ben bir şey yaparım karşı taraf gider, ya da ben bir şey yaparım kalıra götürüyor.  Aslında bu da bir tam güçlülük mekanizması. Sınır yok, öteki yok. Bu mekanizma da yetersiz hissettiriyor. Yani sen böyle düşünüyorsun bence” dedi.

“Funda kuran çarpsın ki ben öyle bir şey düşünmüyorum. ” desem de dinlemedi ve  “Zaten insan ayrışmayı kabul etmediği zaman, karşının her hareketini kendi yetersizliği gibi anlamaya başlar. Yetersizlikle baş etmek için de büyüklenmeci mod devreye girer. Yani bu probleminde tetiklenen şey eleştirel ses olabilir.” diye ekledi.  Telefonda “Mmmm” “Hıhı” “Tabi tabi aynen öyle Fundacım” gibi onu anladığımı belirten sesler çıkarsam da bir bok anlamadım ve biraz daha konuştuktan sonra telefonu kapatıp vurdum kendimi yollara.

Vay be bi’ kızın dedikleri yüzünden ne hallere düştüm görüyor musun, nerden aradım bu şerefsizi diye düşünüp bu soğukta yollarda davar gibi gezerken aklıma dahiyane bir fikir geldi. Evet beni anlasa anlasa kirvem anlardı ve hemen aramalıydım onu. Daha fazla dayanamadım ve çaldırdım Marad’ımın telefonunu. “Ne var kirli ne istiyorsun benden yine?” diye hımkırarak açtı telefonu Murat’ım. Biraz sakinleşmesini teklif edip sonra da darda ve zorda olduğumu belirtip buluşmamız gerektiğini ve çok yüce bir derdim olduğundan falan bahsettim. Biraz mırın kırın etti ama sonunda attı olduğu yerin konumunu kirvem. Ben de başladım attığı konuma doğru yürümeye. Yürürken yolda birkaç kedi ve köpek görüp onlarla da dertleştim dostlarım. Pek s.klerine takmadılar tabii derdimi. Ben de otomatikman ve refleksel olarak sinirlenip “Ulan siz nasıl şerefsiz canlılarsınız be, işiniz gücünüz kendinizi sevdirip milletten kuru mama dilenmek. Bıktım ulan hepinizden anlıyor musunuz b-ı-k-t-ı-m” diye haykırarak kaderlerine terk ettim kediyle köpeğimi ve Marad’ıma doğru yürümeye devam ettim. Attığı konuma yani Osmanbey taraflarına geldiğimde kirveyi tekrar arayıp tam attığı konumda olduğumu ve heyecanla onu beklediğimi belirttim. “İşim çıktı moruk” diyerek açık açık beni ektiğini belli etti ve “Sen takıl ben seni bulurum” diye de ekledi. Gıcık oldum tabii doğal olarak yaptığı bu ibneliğe ve anasına akıl almaz küfürler edip kapadım suratına telefonu şerefsizin.

Kimse derdime derman olamıyordu şu koca İstanbul’da dostlarım. Bildiğin mal gibi Maçka parkına doğru buruk ve yalnız bir şekilde yürüyordum. Yalnızlığın getirdiği hüzün ve yine kederin de etkisiyle bir anda aklıma öteki kadim dostum Eray geldi. Beni her zaman ve her koşulda adeta tanrısal bir içgüdüyle dinleyen ve buna ek olarak hiçbir şekilde yargılamayan o yüce şahsiyeti aradım hemen oracıkta. “Efendim Ali’m” diyerek açtı telefonu. Biraz sağdan soldan konuştuktan sonra ona da çekilmez bir dert ile muzdarip olduğumdan kısaca darda olduğumdan bahsettim. Neyin var demesini bekliyordum ama demedi haysiyetsiz. Ben de bir ümit merak edip de sorar diye “Maçka parkında mal mal ağlıyorum Eray’ım ühüüü ühüüüü” diye telefonda hıçkırdıktan sonra yaşlı gözlerle ona buluşma teklifi ettim. “Sonra buluşalım mı Ali’ciğim şu an modumda değilim” diye geçiştirip lafı koydu bana. Haklıydı belki de bu laf koyuşunda. Liseden mezun olduğumuz 2009 senesinden beri bitmek tükenmek bilmeyen dertlerimi bir bir dinliyor ve hatta bu da yetmezmiş gibi yeri geliyor benim dertlerime dertlenip içiyordu. Bildiğin artık şurasına kadar gelmiş ve  bıkmıştı benden işte. Daha fazla onun bu haklılığına dayanamayıp teşekkür ettim ve sonra da yaptığı terbiyesizliğin boyutunu anlasın diye ağlamayı yarıda kesip suratına kapattım telefonu şerefsizin.

Sonra da işte miniğimi görüntülü aradım. Böyle böyle bir durum var diye kükredim ona telefonda. Pek sallamadı ama onu görmek çok iyi geldi. Derdim tasam kalmadı onu görünce yine. Görüntülü görüşmemiz bittikten sonra da  lanet gelsin Funda’sına da Eray’ına da Kirve’sine de bıktım be bu şerefsizlerden benim miniğim bana yeter diye düşündüm…rahatadım…<3