Biri basurum dedi, diğeri de ağladı…

Dün gece iş yerindeki son işlerimi , covid dolayısıyla, uzaktan çalışarak hallettikten sonra biraz kitap okumak gibi bir fikrim vardı. Doğrusunu söylemek gerekirse fikrim vardıdan ziyade kendimi yine, x bir eylemi yapmaya, zorunlu hissediyordum. Yani zorunlu hissetmekten kastım sadece “kitap okumak” olgusuna özgü değil. Birkaç gün önceden bu kararı vermiştim ve dediğim gibi bugün bu lanet olası kitabı bilmem kaçıncı sayfasına kadar okumalıydım, o kadar! Sonra belki kitap okuduktan sonra yarın da bir oyun oynamaya karar verirdim, belli mi olur. Her neyse her zamanki gibi iş uzadı, türlü türkü sıkıntılar çıktı. Ama dahiyane beynimin de yardımıyla çözdüm sıkıntıları tabii. Tam ben “Oh be bugünlük de bana verilen görevleri bitirdim artık, sonunda rahatım mnkymmm, yemek yedikten sonra ne yapmak istiyorsam tam olarak onu yaparım” diye düşünedururken telefonum çaldı. Arayan eski sevgilimdi dostlarım. Allah Allah yine benden ne istiyor acaba, nasıl bir kulp takıp da yine beni eleştirecek, acaba yüce beyninde yine neler kurdu ve her zaman yaptığı gibi beni nasıl aşağılayacak diye aniden düşündüm ve daha fazla dayanamayıp merak içinde açtım telefonu.


“Alo” dedi. “Efendim” dedim. “Nasılsın Ali” dedi. “İyiyim sen nasılsın ama bir işim var sonra konuşalım mı” diyerek uyardım onu. Israr etti alçak “Konuşacağız, hatta tam da şimdi konuşacağız” diye bağırarak. “Yahu istemiyorum sonra konuşalım işte” desem de zerre umrunda olmadı ve “Sonra konuşamayız, dediğim gibi tam da şimdi konuşacağız. Hem ne zaman konuşacağıma da mı sen karar veriyorsun” diyerek soktu lafı. Alttan aldım bu terbiyesizliğini, sustum. Sonra da neden bana laf sokmasına izin veriyorum ki ya diye düşünüp “Tamam sendeyim, dinliyorum, haydi anlat ne anlatacaksan zira annem mercimek yemeği yapmış onu yedikten sonra kitap okuyacağım” diyerek ben de ona lafı soktum ve meşguliyetimin olduğunu dile getirdim. Sağ olsun, beni tahrik ettiğini yani bu tepkimin tahriklerine gelerek olduğunu hemencecik anladı ve o da benim bu terbiyesizliğimi alttan aldı. Sonra da başladı bir şeyler gevelemeye. “Allah belanı versin!” dedi. “Tamam” dedim. “Şerefsizsin şerefsiz!” dedi. “Hay hay” dedim. Şu an hatırlamadığım bir şeyler daha dedi. Ben de “Anlıyorum” dedim(Neden sadece bunu hatırlıyorsam). Tam beni aşağılaması bitti, herhalde birazdan telefonları kapatırız diye düşünürken “Allah’ın cezası senin yüzünden basur oldum anlıyor musun basur!” diye haykırdı ve akabinde de “Allah belanı versin” diyerek şahsiyetime bela okudu. İnanmadım tabii basur olduğuna dostlarım(Bazı hayvanlar yanlış anlamasın diye açıklama yapma gereği duyuyorum; sandığınız gibi bir cinsel hayatımız yoktu. Hayatın doğal akışında basur olmuş kendisi yani). Hem enayi miyim de inanayım değil mi? Aslında yalan söyledim sizlere inanma konusunda. Çünkü bildiğin enayi gibi inandım lan. Hatta telaşlı telaşlı “Allah aşkına nasıl geçecek bu hastalık elimizden gelen bir şey varsa söyle” falan da dedim ona. İyilik etmek istemiştim her zamanki gibi, inanın dostlarım en ufak bir kötü niyetim dahi yoktu. Sadece bu rahatsızlığına çare olmak istiyordum. Hem benim yüzümden basur olması beni hem aşırı derecede fazla üzmüş hem de anksiyeteye neden olmuştu bünyemde ve akabinde de beni kendime yabancılaştırmıştı. Ben bunlarla mücadele ededururken “Stresten oldu stresten, tüm suçlu sensin bu olanların. Alçak utanmaz!” diye tekrar haykırdı bana telefonda utanmadan. “Ya havle” diyerek alttan aldım tekrar onu ve bir müddet zaman daha geçtikten sonra bir daha konuşmamak ve basurundan kimselere bahsetmemek kaydıyla anlaşıp telefonları birbirimizin, aynı anda(!), suratına kapattık.


Konuyu hemen miniğime açtım. İlerde yaşanacak olası sorunları engellemek için, hiç çekinmeden, başıma gelen bu tuhaf olayı noktası virgülüne kadar anlattım ona. Hak verdi eski sevgilime, bu haklı mücadelesinde onun yanımda olmamın gerektiğini ve bunu gerçekten kafaya takmayacağını söyledi. Ne kadar da anlayışlıydı di mi? Şey dostlarım, belki 1293821903 olacaktı ama, ben onun bu davranışı sonrasında tekrar etkilenmiştim ondan. Vay be! Sen 29 yıl böyle tıpkı bir goril gibi yaşayıp dur sonra da turnayı gözünden vur. Cidden tam da tahmin ettiğim gibi, Allah’ın sevdiği kuluydum sanırım ben, başka açıklaması katiyen ve suretle olamazdı. Aslında minik bence Allah’ın bana bir lütfuydu. Yani şimdi kendinizi bir Melike’nin yerine koyun, “Git eski sevgilinin basurunda destek ol” diye yüce bir tepki verir miydiniz dostlarım? Ciğerinizi bilirim sizin, vermezdiniz tabii. Ama o verdi bu yüce tepkiyi, bu tepkiyle de yetinmeyip “Başa gelen dert çekilir” dedi bana. Haklıydı aslında, başa gelen dert elbet çekilirdi bir şekilde ama düşünün şimdi bir şöylece; biri sizin yüzünüzden basur oluyor, evet lan bildiğin basur oluyor ve bunu size telefonda haykıra haykıra söylüyor. Düşünmeniz bittiyse eğer, şimdi de “Başa gelen bu dert hakkaten ciddi ciddi çekilir mi be!” diye düşündüğünüzü duyar gibiyim. Sizi temin ederim ki çekiliyor. Biraz kalp ritmini hızlandırıp akabinde de anksiyete yaşatsa bile insana bir süre sonra, yani yaklaşık 30-45 saniye sonra, olay çok normal gibi geliyor(Tıpkı kadın cinayetleri gibi😕 ). “Nerden biliyorsun şerefsiz” diye haykırışlarınızı da duyar gibiyim dostlarım. Ama merak etmeyin buna da cevabım hazır. Ben ciddi ciddi yaşadım bu durumu, ondan biliyorum. Yani demem o ki; bir gün eski sevgiliniz size “Allah’ın belası basur ettin beni” tarzında bir suçlamayla gelirse lütfen anksiyete vb. gibi bir insanın başına gelebilecek belki de en kötü şeye kapılıp da yaşadığınız her saniyeyi ölüm korkusuyla piç etmeyin, yapmayın etmeyin, yalvarırım! Hatta tam aksine sevin bu durumu, şanslı hissedin kendinizi. Bu eski sevgilimin kıçında bulunan basur da benden bir şey, çünkü onun anlattığına göre ben var ettim diye haykırın karşınızda duran kocaman duvarlara! Arttırıyorum baylar bayanlar, bunla da yetinmeyip yumruklayın o duvarı sevinç çığlıklarınız ile beraber . Sonunda zaten, önceden de dediğim gibi, maksimum 45 saniye sonra anksiyete yerini hunharca atılan kahkahalara bırakacağını siz de göreceksiniz. Yani ben de durum tam da sizlere açıkladığım gibi oldu, sizi bilemeyceğim. Neyse konuya döneyim. Başımdan geçen bu durumu, biraz yukardaki satırlarda, Melike’ye(miniğime <3) anlattığımdan bahsetmiştim hatırlarsanız eğer. O da bana gerekli açıklamaları yapıp , yine yukardaki satırlarda az evvel de bahsettiğim gibi, kızın kötü gününde yanında ol özetle davarlık etme gibilerinden bir şeyler demişti. Ben ne yaptım sanırsınız? Evet, tahmin ettiğiniz gibi, Melike’ye hak verip, kızın yanında olmalıyım diye düşündüm, düşünmedim değil şimdi yalan söylemeyeyim sizlere. Ama “Dur ya şu konuyu bir de anneme açayım” diye de düşündüm bir yandan. Sonra da az önce size anlattıklarımı anneme de anlattım. O yüce kadın göz bebeklerimin içine içine meraklı bakışlarıyla beraber bakarken bir yandan da dayanamayıp “Oğlum ne basuru Allah aşkına seni kandırıyordur, insan 3-4 ay içinde basur olur mu hiç, inan bana bu olayın bir geçmiş serüveni vardır. En az 3 yıllık bir süreçte gelişmiştir” diyerek beni uyardı ve sonra da inandırdı kendisine. Yine birinin, bana göre o an için mükemmel olan, fikirlerinden etkilenmiştim, baya baya tapmıştım düşüncelerine(sonra bu puta tapar gibi tapma durumumun gelip geçici olduğuna emin olmama rağmen yine de tapmıştım düşüncelerine bir kişinin—bu annem ya da y kişisi fark etmiyor—. Her zamanki gibi). Hatta size annemin dediklerinden etkilenmemi şöyle açıklayayım dostlarım; annem o anda bana dese ki: “Yürü oğlum giy tulumlarını, ‘sahte basura hayır’ eylemi yapmaya özetle kendimizi taksim meydanına zincirlemeye gidiyoruz” dese, ekmek çarpsın ki bir saniye düşünmeden “Tamam annem, haydi gidelim!” diye haykırarak zinciri kaptığım gibi çıkıp Taksim Meydanı’na zincirlerim kendimi. İşte aynen bu şekilde inandım kandırıldığıma o an yani. Bu birinin düşüncelerine inanmanın bende yarattığı duyguları size şöyle açıklayayım. Yani o an öyle bir moda giriyorum ki sanki o düşünceler ondan değil de benden çıkmış ve dünyanın en önemli buluşunu yapmışçasına bir havalara bürünüyorum. İşte bu duygularla beraber, annemin tezini ispatlamak için, liseden sevgili arkadaşım doktor Murat’ı aradım hemen. “Murat’ım selamı sabahı sonra veririm hemen sana bir t.c kimlik numarası vereceğim git e-nabız’dan sorgula basur testi falan yaptırmış mı” dedim. “Alicim hasta bilgilerini üçünçü kişilerle paylaşmıyoruz, ayrıca ne basuru be adam, akşam akşam kafa mı buluyorsun benle!” diyerek kınadı beni. Dikkate almadım ve “Yahu Murat’ım yok mu bunun çıkar yolu, vardır elbet bir yol, double cheeseburger ısmarlarım sana valla durum ciddi bildiğin gibi değil Marad’ım” diyerek ısrarlarımı sürdürmeye devam etsem de aldırmadı ve “Siktir git başımdan Ali, hastaneden geldim başlatma basuruna” diyerek telefonu suratıma kapattı şerefsiz. Ben de boş durur muyum(?) Durmadım tabii, bastım küfrü içimden ona.(Hatta tüm bu anlattığım olaylar bittikten sonra ona “Ulan sıra arkadaşın, benim de kendisi kadim dostumdur, Egemen’i lise başlangıcından mezun olana kadar sıra altından muzla besledin be muzla haysiyetsiz herif. Bunu da geçtim adamın ellerini kullanmasına da izin vermedin muzu sıra altındna verip onu beslerken. Getiriyordun nerden geldiği belli olmayan kaçak muzu, sonra da Egemen’imin ağzına ağzına zorla sıkıştırıyordun dersin ortasında, yakışıyor muydu sana bu yaptığın a benim Marad’ım. Ama ben bunu kimselere söylemedim, bilesin, hala sırrımdır” diyerek sinirlendim ve sonra da olur da beni terk eder, tüm arkadaşlığımız biter mazallah diye düşünüp dostluğumuza kimsenin leke düşüremeyeceğini belirttim. Anladı mı bilmiyorum ama ben de ne demek istediğimi tam olarak anlamamıştım. Neyse dostlarım çok uzattım galiba, umarım sıkmamışımdır sizin gibi ulvi(!) okuyucalarımı. Olayın sonrası şöyle gelişti, annemden aldığım gaz ve doktor Murat’ın e-nabızdan eski sevgilimin kayıtlarını inceleme isteğimi reddetmesiyle beraber tekrar eski sevgilimi aradım.(Adı X olsun şimdilik, isim vermek istemiyorum). “X’ciğim beni kandırdığın apaçık belli, neden böyle alçak bir yalan söyledin. Hem doktor Murat’ı hatırlarsın, e-nabızdan kayıtlarına baktı basur falan yok, bildiğin tertemizsin. Büyük geçmiş olsun” diye telefonda kükreyerek küçük düşürdüm onu. Çok dayanamadı bu blöfüme ve her şeyi birer birer itiraf etti. Bir daha olmamasını söyleyip affettim onu.


E tabi miniğim beni ve eski sevgilimin basurunu merak ederdi şimdi. Aradım onu da tekrar. Sorun olmadığını ve altıncı hislerimin de yardımıyla(annem oluyor sanırım altıncı hissim) sorunu çözdüğümü belirttim. Alnımdan öptüğümü söyledi ve akabinde de nasıl çözdüğümü sordu doğal olarak. “Balım, uydurduğu bariz belliydi yaa, paçalarından akıyordu yani” diyerek attım havamı oracıkta. “Valla bravo ama ben basur olmasına ve senin onla görüşme ihtimalini düşünüp ağladım biliyor musun?” dedi ve “Boşuna mı ağladım ben yaaa” diyerek bu sefer de bana ağladı telefonda. Ağlamalarına “Vay benim enayim vay” diye tepki vermemle beraber hatasını anladı ve hıçkırıklar yerini kahkahalara bıraktı. Telefonu kapadıktan sonra eski sevgilimin benim tipime değil de herhalde ruhuma aşık olduğunu düşündüm. Bu durum yine beni tedirgin etti ulan ben bildiğin tenekeye mi benziyorum, acaba giderek tenekeleşecek miyim diye korkutarak. Stresten bu sefer de eski ofisten Okan abiyi aradım. Durum böyle böyle diyerek ona da açıkladım başımdan geçenleri ve herhalde eski sevgilimin beni değil de ,Tolstoy’un da dediği gibi, ruhları sevdiğinden falan bahsettim. “Allah belanı versin senin lan Tolstoy değil o ayı, Victor Hugo o Hugo! Cahil köpek!” diyerek azarladı beni Okan abi. “Abi Kur’an çarpsın dilim sürçtü yaaa, bilmez miyim hiç” dedim….

..