Bank benim, park benim

Ne istediğimizi bile bilmiyoruz. Kendimizi nasıl ifade edeceğimiz hakkında en ufak bir fikrimiz bile yok. Eksik cümlelerle konuşuyoruz ya da eksik kullanmak kolayımıza geliyor. Dert üstüne dert gelmiş ne yaparsın! Keyfini getirmek için ne seviyorsan neye bağlandıysan onu yanında istiyorsun. Saygı duymak da lazım tabi insanların bağımlığına. Bunu da aklınıza sokmanızı rica edip yaşadığım şahane olaya geçmek istiyorum.

Dert üstüne dert düştü derken dört duvar arasına sığdıramadım kendimi ve dışarıya attım. Hiç şansı olmayan biri olarak yürürken henüz tanımlayamadığım bir şey oldu ve şaşkınlıkla boş banka oturuverdim. Evet şanslı hissetmiştim kendimi, ondandı bu şaşkınlığım. İtiraf etmeliyim ki ne zaman şansım benden yana olsa kötü talihim pesime düşer diyerekten kafamı gökyüzüne kaldırdım ve çınar ağaçlarının arasında güvercinleri görünce durumu çaktım. Kötü talihim bana ufak bir şaka yapmak için şansımı kullanıyordu bildiğin. Neyse ki bunun farkına erkenden vardığım için ufaktan toparlanmaya başladım. Derken efkarı içini içini yakan bir abla gözleriyle boş bank aradı. Bankı ablaya kaptırmamak için ani bir karar değişikliği ile “Ne oluyor majo, kendine gel. Bu şans kötü bile olsa sana denk geldi, otur oturduğun yerde. Güvercin seni hedef alırsa bile savaşa devam, bu şerefsize bankı kaptıracak değilsin” diye düşünüp tapulu malım gibi çöktüğüm banka iyice yerleşiverdim. Şerefsiz bana doğru heyecanlı bir şekilde yaklaştı ve “Oturabilir miyim” diyerek sorduktan sonra dayanamadım, sonrasında da yumuşadım ve “Tabii oturabilirsiniz, buyrun lütfen” diyerek paylaştım onla bankımı. Oturur oturmaz define arar gibi çantasına elini atıp kurcaladıkça kurcaladı. “Alla alla herhalde yanıma çantasını kurcalamak için oturdu deli” diye içimden geçirirken çakmak ve bir paket sigara çıkarmasıyla beraber o anda güvercinlerle konuşma yeteneğim olmasını çok istedim. Çünkü o gözüme kestirdiğim güvercin tam on ikiden yani şerefsiz ablanın kafasına sıçmadığı sürece içim rahat etmeyecekti. İçimden “Ey abla, sen ne yapmak istediğini ifade edemeyecek kadar aciz misin?” diyerek suratına çığlık atmak geldi. Atmadım tabii. Onun yerine bu şerefsiz “Bana oturabilir miyim” dedi “Sigara içebilir miyim değil” diye geçirdim. Akabinde de “Ey güvercinler! Nişan alın ablanın kafasına kafasına” diye haykırarak emir yağdırdım onlara. Haykırışlarıma kulak veren ablanın o esnada bana boş boş bakışları ve duman püskürtüşü çok ejdarhayacaydı. Eminim bir evcil ejderham olsa ona ablanın duman püskürtüşünü izleterek eğitim verirdim. Sinir faslım henüz bitmemişti ve bitecek gibi de durmuyordu. Zaten, tüm yazının özeti, kısa bir konuya değinip yol almaktı. Anlayacağınız buraya kadar boşa okudunuz ey enayiler! Kısaca şey diyecektim sevgili okurlar; sigara içmenize karşı değilim fakat birinin yanında sigara içmeden önce onun rahatsız olup olmadığını sormanız bir nezaket kuralıdır. Bu bilginin kaynağına ulaşmak isteyen götüme baksın kaynak götüm . Ne bekliyordunuz sorunlarımızı çözmek için illa kitap önerip kanıt göstermek zorunda değilim, ama siz saygı duymak zorundasınız. Bir gün suratıma sigara dumanı üfleyen herkesten öcümü alacağım çok yakında ejderhamla hepinizi yakıp yakıp yıkacağım, bilesiniz.