Sevgiliye açık mektup

sigara yakmak için. Tam çakmağı çakıp sigarayı yakacakken annem gelir ve “Oğlum yumurta yapayım mı kahvaltıda” der, ben de “Evet ama peynirli anne” derim, o da “Baban bana küfret sigarayı bırak derdi cık cık cık” der ve kahvaltıyı hazırlamaya koyulur. Sonunda uykulu gözlerle sigaramı yakarım ve içmeye koyulurum. Sigaram bittiğinde içeri, yani odama geçerim banyoya yine uğramadan. Bilgisayarımı açarım, mail gelmiş mi diye bakarım. Bir iki göz gezdiririm tiksinerek bilgisayardan.  Doğrusunu söylemek gerekirse genelde gözüme bir mail takılmaz. Sonra içimden “Lan ya varsa ve gözümden kaçmışsa? Şimdi durup dururken yarrağı yemeyim” diye düşünüp gelişmiş aramaya tıklarım ve sadece bana gelen mailleri ararım. Ve yine bana gelen bir mail olmadığını görüp derin bir oh çekerim. He eğer varsa da küstahça “Bıktım sizden allah’ın belaları b ı k t ı m” diye içimden geçirerek çok tatlış bir insan gibi cevaplarım maili. “Teşekkürler” “Saygılar” “Selamlar” havada uçuşur yani. Tatlı adamım yani aslında canım, bakma sen benim haykırışlarımla yeri göğü inlettiğime. He bu arada annem çağırır “kahvaltı hazır” diyerek. İlkinde nedense duymam, yani duyarım ama içimden cevap veresim gelmez. İkinci bağırışında bu sefer cevap vermek zorunluluğu hissederim ve veririm de. “Geldim anne” deyip gelirim ve otururum kahvaltıya canım. Ama bil bakalım nolur? Evet tam kahvaltının orta yerinde kakam gelir. Kahvaltıyı yarıda kesip kakamı yapmaya giderim. Kakam bitince de iştahım kaçar, devam edesim gelmez yemeğe daha fazla, istikamet tekrar balkon olur yani. Bu sefer tok karna yakarım sigarımı “ohh bee dünya varmış” diyerek.


Bulut’a ya da Egemen’e de salça olurum bu sırada. Abuk subuk şeyler yazarım, tahrik ederim onları sırf canım sıkıldığı için. Bulut genelde “pirelli git işim var” der, egemen de “kahkaha” atar. Bildiğin ciddiye almazlar yani beni canım.  Sonra ciddiye alınmadığımın siniriyle kirveye(Murat’a) salça olmak gerek diye düşünüp hemen ona salça olurum “Allah’ın belası seni tanıdığım 2008 yaz akşamına lanet olsun” temasında bir şeyler diyerek. Haklı olarak yeri göğü inleterek cevap verir hemen enayi aslında onu ne kadar sevdiğimi anlamadan. Biraz takışmaya başlarız Murat’la, tartaklarım onu telefonda. Sonra ya o ya da ben alttan alıp affederiz benim bu terbiyesizliğimi. “Akşam foto çekmeye” gidelim mi diye sorar kirve, “Siktir git allahsız kitapsız, rahat bırak beni” derim ben de, onuşma oracıkta biter.


Öğle olmuştur bu arada. Kitaplığa göz atarım, halı hazırda okuduğum kitap yoksa akşam başlayayım diye. Hakkaten de halihazırda okuduğum bir kitap yoktur ve “aha tamam buna kesin akşam başlıyorum” derim ve kitaplıktan çıkarırım. Akabinde de mal mal etrafa bakarım biliyor musun canım, WhatsApp’tan falan yazışmaya devam ederim insanlarla. Yazışmalar bitince tekrar mal mal etrafa bakmaya devam ederim ve  bir anda babam aklıma çıkagelir. Onun “ne kadar şerefli bir insan olduğunu”, “gençken portakalı kabuğuyla nasıl yediğini” anlattığı hikayelerini hatırlarım, akabinde de ağlarım her zamanki gibi ve tekrar uyurum. Şansızsam eğer bu sefer de iş yerinden biri arar ben uyurken. Açıp açmama kararsızlığı yaşarım, sonra açmam tabii. Hemen silkinip yataktan kalkarım ve uyumaktan çatallaşan bosboğuk sesimle bereber ses açma alıştırmaları yaparım, Boğazımı iyice temizlerim. Az evvel arayan yüce(!) şahsiyeti geri ararım ve olabildiğince sabah 9’da kalkmış, hatta iş yapmaktan ebesi s.kilmiş rolü vererek konuşurum. Canım, bu şerefsizler genelde yarak gibi bir sebepten dolayı uykumu bölerler bilir misin? Ben de telefon konuşması bittikten sonra, arayıp uykumu bölen kim olursa olsun, anasına küfredip tekrar uyurum. 4 gibi falan da uyanırım, yine yüzümü yıkamam tabii. Giderim balkona bir sigara daha yakarım. Akşam olur, annem yemeği yapar. E el mahkum otururum yemeğe. Öyle her yemeği sevmem canım ben bilesin, annem beni 29 yıl paşa gibi büyüttü. Kuru fasulye, mercimek ve türevlerini falan yapacaksan yemem yani, uyarıyorum şimdiden seni. Her neyse annemin yaptığı azıma layık yemeği Fox Haber izleyerek yerim. Sonra yemek biter. “Kur’an çarpsın ki sabah kitaplıktan aldığım kitabı bir saate okumaya başlıcam” diye düşünürüm. Sonra o bir saat geçer. İçimden “şaka şaka” derim ve kitap okumak yerine oyun oynarım. İlerleyen saatlerde annem yatar doğal olarak, “iyi geceler” derim ben de ona. Zaman daha da ilerler, gece saat 3-4 olur, oyuna son verir yatağa geçerim. Uyumadan önce de “ulan ne bok gibi adamım” diye düşünürüm. Ertesi gün olur canım sonra….ve aynı döngü başlar… sabah uyanırım…yüzümü yıkamam…sigara içerim…

Bir yazının daha sonuna gelmiş bulunuyoruz arkadaşlar. Aşağıda bulunan sosyal medya simgelerine tıklayarak beni takip etmeyi unutmayın ❤🙌